Çok Bilen Çok Yanılır, Her Şeyi Bilemezsiniz!

Çok Bilen Çok Yanılır, Her Şeyi Bilemezsiniz!

Toplumda derin iz bırakan "Çok bilen konuşmaz, çok konuşan bilmez" sözü, aslında akıl ile gürültü arasındaki eski ve önemli farkı anlatır. Bu söz, bilgiye sahip olan insanın az ve dikkatli konuşacağını, az bilenin ise çok konuşmak isteyeceğini anlatır. Ama bugün, özellikle Türkiye'de, televizyonlar ve sosyal medya bu düşüncenin tam tersini ortaya koyuyor. Artık çok konuşanlar en çok biliyor sanılıyor. Ekranlarda ve internet ortamında sıkça aynı isimlerle karşılaşıyoruz.

Bu kişiler hemen her konuda konuşabiliyor ve insanlar onları her alanda uzman gibi görüyor. Bir gün ekonomi hakkında konuşan adam, ertesi gün deprem veya dış politika hakkında da kesin sözler söyleyebiliyor.

Televizyon ekranları ve sosyal medya platformları, her akşam aynı isimlerin jeopolitikten tıbba, ekonomiden arkeolojiye kadar her konuda "mutlak otorite" edasıyla parmak salladığı birer "bilgi panayırına" dönüşmüştür. Bu durum sadece bir bilgi kirliliği değil, toplumun zihinsel sağlığına ve hakikat algısına yönelik sistemli bir saldırıdır.

Bir gün jeopolitik stratejist gömleğini giyen kişi, ertesi gün sismograf kesilip deprem dalgalarını yorumluyor; bir sonraki hafta ise arkeolojik kazılardan ekonomi politikalarına kadar her alanda "tek otorite" edasıyla parmak sallıyor

Toplumsal hafızamızın derinliklerinde yer eden "Çok bilen konuşmaz, çok konuşan bilmez" düsturu, bilgeliğin sessizlikle, cehaletin ise gürültüyle olan kadim bağını özetler.

Ancak günümüz Türkiye’sinde televizyon ekranlarını açtığımızda, bu kadim bilgeliğin tam tersi bir manzara ile karşı karşıya kalıyoruz.

Bugün bilgi, iyice parçalara ayrıldı. Her iş dalı kendine ait bilgi istiyor ve bu bilgi için yıllar süren çaba ve deneyim gerekiyor. Bir kişinin pek çok konuda tam bilgiyle konuşması doğru değil. Televizyonlar ve sosyal medya, her akşam jeopolitikten tıbba, ekonomiden eski şehirlere kadar her konuda konuşan insanlarla dolu. Bu da bilgi kirliliğine yol açıyor ve zihin sağlığımıza zarar veriyor.

Hafızamızda olan "Çok bilen konuşmaz, çok konuşan bilmez" sözü, bilginin sessizlikle; bilmeyenin ise sesle ilişkisini anlatır. Ama bugün televizyonu açınca bunun tam tersi ile karşılaşıyoruz.

Ekranlarda aynı insanlar her konuda uzman gibi konuşuyor, bir gün deprem dalgalarını, ertesi gün ekonomi veya arkeoloji gibi çok farklı konuları anlatıyor.

Bu, hem bilgi kirliliği hem de topluma kötü bir etki. "Her şeyolog" denilen tipi artık çok görüyoruz.

Bilgi bu kadar derinken, birinin hem ekonomi hem jeoloji hem de strateji bilmesi mümkün değil. Fakat bu insanlar etik kuralları hiçe sayar, "bilmiyorum" demezler. Her konuda bir fikri ve her soruna bir cevabı vardır. Buna yozlaşma diyoruz..

Bilgiye gerçek anlam veren derinlik yerine yüzeyde kalmak artık alışkanlık oldu. Gerçekten bilen, sessiz kalan insanlar, laboratuvarda ya da kitaplıkta yıllarını harcayanlar ekranlarda yer almıyor, çünkü onlar popüler olmak istemez, şüpheyle yaklaşır.

Siyasetçiler ve bazı gruplar ise bağıran, çağıran ve fikirleriyle insanları kışkırtan seslere ihtiyaç duyar.

Sosyal medya büyüdükçe bu etki daha da arttı, herkes gelişigüzel konuşuyor. Bence bu tür insanların ekrana çıkıp durması tesadüf değil.

Birileri, toplumu karıştırmak ve gerçek sorunları ya da gerçeği örtmek istiyor. Bu bilgi gürültüsü, sağlıklı düşünceyi yok ediyor. Artık insanlar kime inansın, hangi bilgi doğru bilemez oldu.

Televizyonlar, popülerlik kaygısı ve başka amaçlarla aynı insanları sürekli karşımıza çıkarıyor. Bugün döviz kurunu anlatan kişi, yarın eski şehirleri, öbür gün ise siyaset konuşuyor. Bu, izleyenin aklına hakarettir. Verilen bilgi değil, kafa karışıklığıdır.

Peki neden herkes her konuda konuşur? Çünkü güç kazanmak, bir yere gelmek veya dikkat çekmek istiyorlar. Bilgi onlar için bir basamak oldu, bir amaç değil.

Ekranlarda boy göstermek bir iş görüşmesi gibi: "Her şeye uyum sağlarım, her konuda konuşurum" mesajı veriliyor. Bu hâl midenizi bulandırıyorsa bu bozulmuş düzene karşı duyduğumuz bir tepkidir, ahlaki bir sestir.

Bilgi güç için kullanıldığında asıl bilgi değil sahtecilik olur. Eski bilge kişiler der ki: Atalarımız; "Haddini bilmek en büyük ilimdir." "Söz gümüşse sükût altındır" de yine az konuşmanın, bildiği şeyi söylemenin kıymetini vurgular.

Hiç kimse her şeyi tamamen bilemez. Her şeyi bildiğini sananlar aslında hiçbir şeyi gerçek anlamda bilmez.

 Bu yüzden toplum olarak bu ses kirliliğinden biraz uzak durmalıyız.

Aynı yüzlerin ekranda konuşmasına izin vermemeliyız; bilgi ciddiyet ve saygı ister.

Bugün bilgi ile kendini gösteren ama yalancılıktan başka bir şey yapmayanlar, bir gün toplum tarafından unutulacak. Gerçek aydın kişi, bildiğine güvenmez, gerçeğin peşinden gider.

Her konuda konuşan kişiler aradaki farkı kapatıp bir sis yaratıyor. Bunu dağıtacak olan; haddini bilen, bilgisini bilen kişiler olacaktır.

Gerçek bilgi hâlâ çok emek, sabır ve alçak gönüllülük ister. Eski sözü hatırlamalıyız: Çok bilen konuşmaz, çok konuşan bilmez. Belki asıl bilgelik, ne söyleyeceğini bilmek değil, ne zaman susacağını bilmektir. "Çok bilen konuşmaz, çok konuşan bilmez" sözü geçmişten bugüne bir uyarıdır, ama bugün tam tersine döndü.

En çok konuşan en bilgili sanılıyor. Doğru bilgiyle yüksek ses arasındaki fark siliniyor, en çok ses çıkaran en doğruyu söyleyen sanılıyor.

 Halbuki hakikat çoğu zaman gürültüde kaybolur. Unutma: Çok konuşan sadece havayı sallar, doğru konuşan ise dünyayı değiştirir.

Kısaca özetlersem;  Gerçek bilgi hâlâ emek ister, sabır ister ve en önemlisi tevazu ister. Bu yüzden belki de yeniden o eski sözü hatırlamanın zamanı gelmiştir: Çok bilen konuşmaz, çok konuşan bilmez. Ve belki de en büyük bilgelik, ne zaman konuşacağını değil; ne zaman susacağını bilmektir.

Bizim toplumumuzda bir güzel bir söz vardır. “Haddini Bilmek En Büyük İlimdir.”

Yine atalarımız ve eski alimler, "Söz gümüşse sükut altındır" derken, az konuşmanın ve sadece bilinen konuda beyan vermenin değerini vurgulamışlardır. "Çok bilen çok yanılır" sözü, insanın sınırlı kapasitesini hatırlatan bir uyarıdır

“Çok bilen konuşmaz, çok konuşan bilmez.” sözü aslında yüzyılların süzgecinden geçmiş bir toplumsal uyarıdır. Fakat günümüz dünyasında bu söz adeta tersine çevrilmiş gibi: En çok konuşanlar, en çok bilenler olarak kabul ediliyor.

Bilgi ile görünürlük arasındaki fark giderek siliniyor; sesi en çok çıkan, en doğruyu söyleyen sanılıyor. Oysa hakikat çoğu zaman gürültünün içinde kaybolur.

Unutulmamalıdır ki; çok konuşan sadece havayı titretir, ama doğru konuşan dünyayı değiştirir.