“Devlet Malı Deniz, Yemeyen Domuz” Sözü Üzerine Sosyo-Psikolojik Bir Analiz
Benim bugun bu yazıyı yazmamın belli sebepleri var. Ülkemizde son yillardaki toplumsal çöküş ve devletin nasıl birileri tarafından Arpalık haline getirilip kurumlarin içinin boşaltılması ve toplumun fakirlesmesi, vatandaşlar arasında ekonomik skalanin çok açılmış olduğu bir süreçte olunmasi ve devlet kaynaklarinin nasıl çarçur edildiğini ortaya koymak için deyim üzerinden sosyo-psikolojik etkilerini anlatmaya çalıştım.
Yazımı sizlerle paylaşıyorum...
Toplumların kültürel hafızasında atasözleri önemli bir yer tutar. Atasözleri yalnızca dilin zenginliğini değil, aynı zamanda toplumların tarih boyunca edindiği tecrübeleri, değer yargılarını ve davranış kalıplarını da yansıtır.
Türk toplumunda sıkça kullanılan sakat ve hastalıklı sözlerden biri de “Devlet malı deniz, yemeyen domuz” atasözüdür. Bu söz, günlük hayatta çoğu zaman eleştiri veya ironi amacıyla kullanılsa da, toplumun devlet ve kamu malı ile kurduğu ilişkiyi anlamak açısından önemli bir sosyolojik ve psikolojik gösterge niteliğindedir.
Şimdi bu atasözünün anlamı, toplum üzerindeki sosyo-psikolojik yansımaları ve halkın bu sözü kullanma amaçlarıni ele almaya çalışacağım.
1. Atasözünün Anlamı ve Tarihsel Arka Planı
“Devlet malı deniz, yemeyen domuz” sözü Türkçe’de yaygın biçimde kullanılan bir atasözüdür. Bu söz, devlet malını sınırsız ve sahipsiz gören bir anlayışı ifade eder. Bu düşünceye göre devletin malı bitmez; bu nedenle ondan yararlanmayı bilmeyen kişi “akıllı değildir” şeklinde ironik bir bakış açısı ortaya konur. Aslında atasözünün gerçek anlamı, devlet malını yiyenleri meşrulaştırmak değil; tam tersine böyle düşünen insanların zihniyetini eleştirmektir. Çünkü kamu malı, bütün vatandaşların ortak malıdır ve onu kötüye kullanmak topluma karşı yapılmış bir haksızlıktır.
Bu sözün tarihsel kökeni tam olarak bilinmemekle birlikte Osmanlı’dan Cumhuriyet dönemine kadar uzanan bir toplumsal eleştirinin ifadesi olduğu düşünülmektedir. Devlet ile toplum arasındaki mesafenin fazla olduğu dönemlerde insanlar devleti kendilerinden ayrı bir güç olarak görmüş ve kamu malını “ortak sorumluluk” olarak değil, “sahipsiz mal” olarak algılamıştır. Bu algı zaman içinde atasözleri ve deyimler aracılığıyla dilde yer edinmiştir.
2. Sosyolojik Perspektiften Değerlendirme
2.1 Devlet – toplum ilişkisiSosyolojik açıdan bakıldığında bu söz, toplumun devlet ile kurduğu ilişki biçimini yansıtır. Eğer vatandaş devleti “kendisi” olarak görürse kamu malına sahip çıkar. Ancak devleti uzak, bürokratik ve erişilmez bir yapı olarak görürse kamu malını sahiplenme duygusu zayıflar. Bu noktada söz konusu atasözü, toplumdaki şu düşünceyi eleştirel biçimde ortaya koyar:
Devlet malı sahipsizdir.
Kamu kaynakları sınırsızdır.
Bu kaynaklardan yararlanmamak “akılsızlık” sayılır.
Bu düşünce aslında kamusal sorumluluk bilincinin zayıflığını gösterir.
2.2 Toplumsal normların oluşumu
Toplumlarda davranış kalıpları yalnızca yasalarla değil, aynı zamanda kültürel normlarla belirlenir. Eğer bir toplumda “kamu malını korumak” güçlü bir norm haline gelmemişse, bireyler bunu ahlaki bir sorun olarak görmeyebilir. Bu noktada söz konusu atasözü iki farklı şekilde kullanılabilir:
Eleştiri amacıyla: Kamu malını yiyenleri eleştirmek için.
Normalleştirme amacıyla: Bu davranışı sıradanlaştırmak için.
Toplumsal yapı içinde ikinci kullanım biçimi yaygınlaştığında, yolsuzluk ve kamu kaynaklarının kötüye kullanılması daha kolay meşrulaştırılabilir.
2.3 Kolektif sorumluluk bilinci
Modern toplumlarda devlet malı aslında “milletin malı”dır. Vergilerle oluşan kamu kaynakları, eğitimden sağlığa kadar birçok hizmetin finansmanını sağlar. Bu nedenle kamu malına zarar vermek yalnızca devlete değil, topluma zarar vermek anlamına gelir. Sosyolojik açıdan bakıldığında bu atasözü, toplumsal bilinç ile bireysel çıkar arasındaki gerilimi yansıtır.
3. Psikolojik Boyut
3.1 Rasyonelleştirme mekanizması
Psikolojide rasyonelleştirme adı verilen bir savunma mekanizması vardır. İnsanlar etik olmayan davranışlarını meşrulaştırmak için çeşitli gerekçeler üretirler. “Devlet malı deniz, yemeyen domuz” sözü bazen tam da bu işlevi görür. Birey, yaptığı yanlış davranışı şu şekilde haklılaştırır: “Herkes yapıyor.”. “Devletin malı çok.”. “Ben yapmasam başkası yapacak.” Bu düşünce, bireyin vicdani rahatsızlığını azaltır.
3.2 Sosyal öğrenme Psikolojide sosyal öğrenme kuramı, bireylerin davranışları gözlem yoluyla öğrendiğini söyler. Eğer bir toplumda kamu malını kötüye kullanan kişiler ceza almıyorsa veya hatta avantaj elde ediyorsa, bu davranış başkaları tarafından da öğrenilir. Bu durumda atasözü, bir tür toplumsal meşrulaştırma sloganına dönüşebilir.
3.3 Ahlaki duyarsızlaşma
Sürekli tekrar edilen bazı sözler zamanla insanların ahlaki hassasiyetini azaltabilir. Kamu malını koruma bilinci zayıfladığında, insanlar küçük ihlalleri önemsememeye başlayabilir.
Örneğin:
İş yerindeki kamu malzemelerini eve götürmek
Kamu kaynaklarını kişisel işlerde kullanmak
Devlet imkanlarını bireysel çıkar için değerlendirmek
Bu davranışlar zamanla “normal” görülmeye başlanabilir.
4. Halkın Bu Sözü Kullanma Amaçları Türk toplumunda bu atasözü farklı amaçlarla kullanılmaktadır.
4.1 Eleştiri ve ironi Birçok kişi bu sözü, kamu malını kötüye kullananları eleştirmek için kullanır. Bu kullanım biçimi aslında bir toplumsal uyarı niteliğindedir.
Örneğin:
Yolsuzluk haberleri. Kamu kaynaklarının israf edilmesi. Bürokratik ayrıcalıklar gibi durumlarda bu söz ironik biçimde dile getirilir.
4.2 Mizah ve günlük konuşma
Türk kültüründe mizah önemli bir iletişim aracıdır. Bu söz bazen espri amacıyla kullanılır. Ancak mizah yoluyla yapılan tekrarlar, zamanla davranışın normalleşmesine de yol açabilir.
4.3 Toplumsal eleştiri
Bazı durumlarda bu söz, sistem eleştirisi anlamı taşır. İnsanlar devlet yönetimindeki sorunları veya bürokrasideki aksaklıkları dile getirirken bu ifadeyi kullanabilir.
4.4 Davranışı meşrulaştırma
En problemli kullanım ise bu sözün yanlış davranışları haklı göstermek için kullanılmasıdır. Bu durumda atasözü bir ahlaki erozyon aracı haline gelebilir.
5. Toplum Üzerindeki Etkileri
Bu sözün toplum üzerindeki etkileri iki yönlüdür.
5.1 Olumsuz etkiler
Kamu malına zarar verme davranışını normalleştirebilir.
Yolsuzluk algısını artırabilir.
Devlet ile vatandaş arasındaki güven ilişkisini zayıflatabilir.
5.2 Olumlu etkiler
Diğer yandan bu söz, ironik kullanımı sayesinde bir toplumsal eleştiri aracı da olabilir. İnsanlar bu sözle aslında şu mesajı verir:
“Devlet malı sahipsiz değildir.”
Yazdıklarımı kısaca özetlersm; "Devlet malı deniz, yemeyen domuz” atasözü Türk toplumunun dilinde yer etmiş güçlü bir ifadedir. Bu söz, kamu malına yönelik yanlış bir zihniyeti eleştiren ironik bir anlatım olarak ortaya çıkmıştır. Ancak zaman içinde bazı kişiler tarafından yanlış anlaşılmış veya yanlış amaçlarla kullanılmıştır.
Sosyolojik açıdan bakıldığında bu atasözü, toplumun devletle kurduğu ilişkiyi ve kamu malına bakışını yansıtır. Psikolojik açıdan ise bireylerin etik dışı davranışlarını meşrulaştırma eğilimini gösterir.
Modern toplumlarda devlet malı aslında tüm vatandaşların ortak malıdır. Bu nedenle kamu kaynaklarını korumak yalnızca hukuki bir yükümlülük değil, aynı zamanda ahlaki bir sorumluluktur.
Toplumsal bilinç geliştikçe, bu atasözü bir davranış biçimi olarak değil; bir uyarı ve eleştiri ifadesi olarak hatırlanmalıdır.