EĞİTİMDE NEDEN ÇÖKÜYORUZ?
Türkiye’de eğitim sistemi, uzun yıllardır yapısal ve niteliksel bir aşınma içerisinde. "Okur cahili" tabiri, diplomalı ancak analiz yeteneğinden yoksun, bilgiye sahip fakat bilgiyi işleyemeyen bir nesli tanımlamak için ne yazık ki oldukça isabetli hale geldi. Bu çöküşü tek bir sebebe bağlamak imkansız olsa da, temel sacayaklarını şöyle sıralayabiliriz:
1-Sinav Odaklı Ezberci Yapı
2-Liyakat Kaybı ve Niteliksizlesme
3-Akil ve Bilimden Uzaklaşma
4-Sisyo Ekonomik Uçurumlar
5-Siyasilesen Eğitim
Eğitim ortamlarında son dönemde tırmanan şiddet olayları ve maalesef can kayıplarıyla sonuçlanan trajediler, tek bir özneye indirgenemeyecek kadar karmaşık bir toplumsal erozyonun sonucudur. Okul, toplumun aynasıdır; eğer aynadaki görüntüde şiddet ve tahammülsüzlük varsa, bu durum kaynağın yani toplumun tüm katmanlarının sorumluluğu paylaştığını gösterir.
Sorumluluk Havuzu: Kim, Nerede Yanılıyor?
Bu ağır tabloda sorumluluğu birkaç temel başlık altında toplamak, meselenin köklerine inmemizi sağlar:
1. Aile ve Veli Tutumları
Eskiden "eti senin kemiği benim" anlayışıyla öğretmene teslim edilen güven ilişkisi, günümüzde yerini "müşteri memnuniyeti" odaklı bir korumacılığa bırakmıştır. Bazı velilerin, çocuklarının hatalarıyla yüzleşmesini engellemesi ve her türlü disiplin girişimini kişisel bir saldırı olarak görmesi, öğrencinin gözündeki öğretmen otoritesini sarsmaktadır. Aile içinde sorunlarını şiddetle çözen bir modelle büyüyen çocuk, okulda yaşadığı hayal kırıklığını da benzer yöntemlerle dışa vurmaktadır.
2. Medya, Sosyal Medya ve Diziler
Belki de en büyük sorumluluk payı burada gizlidir. Televizyon dizilerinde "güçlü" karakterlerin sürekli silah taşıması, sorunları kaba kuvvetle çözmesi ve hukuku hiçe sayması, genç zihinlerde şiddeti bir "statü göstergesi" haline getirmektedir. Sosyal medyada ise şiddet videolarının tıklanma uğruna yayılması, kötülüğün sıradanlaşmasına neden olmaktadır. Gençler, şiddeti bir problem çözme aracı değil, bir var olma biçimi olarak kodlamaktadır.
3. Eğitim Sistemindeki Değişim ve Öğretmen Saygınlığı
Öğretmenlik mesleğinin hem ekonomik hem de sosyal anlamda itibar kaybına uğratılması, sınıftaki disiplini doğrudan etkilemektedir. Öğretmenin sadece bilgi aktaran bir teknik eleman düzeyine indirgenmesi, onun rehberlik ve kişilik inşa etme rolünü zayıflatmıştır. Güvenlik önlemlerinin yetersizliği ve okulların dış dünyaya (ve dış dünyanın şiddetine) fazla açık hale gelmesi de bu trajedilere zemin hazırlamaktadır.
Şiddetin Sosyopsikolojik Mimarisi
Eğitim kurumlarındaki gerginlik, aslında "konfor kültürü" ile *sorumluluk bilinci" arasındaki çatışmadan beslenir. Hiçbir engele takılmadan her istediğine ulaşmak isteyen bir nesil, okulun kurallarıyla karşılaştığında bunu bir baskı olarak algılamaktadır.
Bu noktada karşımıza çıkan temel unsurlar şunlardır:
Anomi (Kuralsızlık):
Toplumsal değerlerin hızla değiştiği, "güçlü olanın haklı olduğu" inancının yaygınlaştığı dönemlerde, okulun kuralları havada kalmaktadır.
Empati Yoksunluğu:
Dijitalleşen dünyada yüz yüze iletişimden kopan gençler, karşısındaki kişinin acısını ve duygusunu hissedememekte, bu da şiddetin dozunu artırmaktadır.
Eğitim Kurumları Durumu
Eğitim artık bir "fırsat eşitliği" aracı olmaktan çıktı, sınıfsal farkları derinleştiren bir mekanizmaya dönüştü. İyi bir eğitim almak için çok ciddi maddi imkanlara sahip olmak gerekiyor. Devlet okulları ile nitelikli özel okullar arasındaki makas açıldıkça, toplumun büyük bir kesimi "kalitesiz eğitime mahkum" kalıyor. Bu da toplumsal kalkınmanın önündeki en büyük engeldir..
"Bir eğitim sistemi, ancak içindeki en zayıf halkanın kalitesi kadar güçlüdür."
Çözüm Nerede?
Sorumluyu sadece bir kesimde aramak, yaraya pansuman yapmaktan öteye gitmez. Gerçek bir iyileşme için topyekûn bir seferberlik şarttır:
Medyada Denetim ve Etik:
Şiddeti özendiren diziler ve içerikler için RTÜK ve ilgili kurumlar sadece ceza değil, içerik dönüşümü odaklı çalışmalıdır. "Kabadayı" karakterlerin yerini, aklıyla ve erdemiyle kazanan modeller almalıdır.
Veli Eğitimleri:
Velilere "çocuğunun avukatı" değil, "çocuğunun rehberi" olma bilinci aşılanmalıdır. Okul ve aile arasındaki kopuk bağlar, çatışma değil iş birliği ekseninde yeniden kurulmalıdır.
Öğretmene Hukuki Koruma:
Öğretmenlere yönelik şiddetin cezai karşılığı en üst sınırdan uygulanmalı ve bu durum kamuoyuna güçlü bir mesaj olarak verilmelidir.
" Müfredata "Değerler" Aşısı:
Eğitim sadece akademik başarı (not, sınav, sıralama) odaklı olmaktan çıkarılmalı; karakter inşası, öfke kontrolü ve çatışma çözme becerileri sistemin merkezine oturtulmalıdır.
Kısaca özetlemek gerekirse;
Eğitim kurumlarında dökülen her damla kan, toplumun ortak vicdanında açılmış bir yaradır. Sorumlu; çocuğuna sınır çizemeyen veli, şiddetten reyting devşiren televizyoncu, sosyal medyada nefreti körükleyen içerik üreticisi ve öğretmeni savunmasız bırakan sistemin bütünüdür. Okulun duvarlarını sadece tuğlalarla değil, karşılıklı saygı ve güvenle örmediğimiz sürece, güvenlik kapıları ve metal dedektörleri ruhlardaki bu şiddeti engellemeye yetmeyecektir.
Geleceği kurtarmak, "başarı" tanımımızı sınav sonuçlarından alıp, "iyi insan olma" kriterine geri döndürmekle başlayacaktır.