Bekleme Sürecinde Tüketilen Ömür: Modern İnsanın “An” İhlali
İnsanlık tarihi boyunca zaman, hem dost hem de düşman olarak görülmüştür. Ancak modern çağda zamanın algılanışı köklü biçimde değişmiştir. Artık zaman, üzerinde durup yaşanan bir gerçeklikten ziyade, aşılması gereken bir süreç gibi görülmektedir. Modern insan için hayat, içinde bulunulan anda değil; gelecekte, henüz gelmemiş bir noktada başlayacakmış gibi algılanır.
Bu nedenle birçok insan, yaşamayı değil, yaşamaya hazırlanmayı tercih eder. Bir iş, bir aşk, daha iyi bir ekonomik durum ya da daha uygun koşullar beklenir. Oysa bu bekleyişin kendisi, hayatın ta kendisidir ve geri dönüşü olmayan en değerli zaman dilimini oluşturur.
Modernizm, bireyi sürekli “daha iyisi”ne yönlendiren bir anlayış inşa etmiştir. Bu anlayışa göre insan, bulunduğu hali yeterli görmemeli, sürekli gelişmeli ve ilerlemelidir. Bu durum ilk bakışta olumlu gibi görünse de, bireyin içinde bulunduğu anı değersizleştirmesine neden olur.
Eğitim, iş için; iş, daha iyi bir gelecek için; gelecek ise bir gün “gerçek hayatı yaşamak” için araç haline gelir. Böylece yaşam, sürekli ertelenen bir hedefe dönüşür. Bu süreç, bireyde “ertelenmiş yaşam sendromu” oluşturur. İnsan, yaşamayı hep ileri bir tarihe bırakırken, elindeki tek gerçek zaman olan “şimdi”yi kaybeder.
Psikolojik açıdan bu durum, bireyin ideal benliği ile gerçek benliği arasındaki farktan kaynaklanır. İnsan, olmak istediği kişi ile mevcut hali arasında bir mesafe hisseder ve bu mesafe kapanmadan yaşamaya başlamanın eksik olacağını düşünür. Bu nedenle “henüz hazır değilim” düşüncesi yaygınlaşır. Ancak bu hazırlık süreci çoğu zaman hiçbir zaman tamamlanmaz. Çünkü insan zihni, ulaşılan her noktadan sonra yeni hedefler üretir. Böylece yaşam, sürekli ertelenen bir projeye dönüşür.
Aynı zamanda bu erteleme hali bir kaçış mekanizmasıdır. İnsan, belirsizlikten, başarısızlıktan ve hayal kırıklığından kaçmak için harekete geçmeyi erteler. “Doğru zaman” beklentisi, aslında risksiz bir zaman arayışıdır. Ancak hayatın doğası gereği böyle bir zaman yoktur. Bu yüzden beklemek, kişiyi korumak yerine daha büyük bir kayba sürükler: yaşanmamış bir hayat. Beklerken geçen süre, çoğu zaman fark edilmeden kaybolur ve geri getirilemez.
Modern hayatın hız kültürü de bu sorunu derinleştirir. İnsanlar sürekli bir yetişme telaşı içindedir. Bugün yapılanlar yarın içindir, yarın ise başka bir yarının hazırlığına dönüşür. Bu döngü içinde “şimdi” neredeyse hiç yaşanmaz. Oysa insanın sahip olduğu tek gerçek zaman dilimi bugündür. Geçmiş yalnızca bir hatıra, gelecek ise bir varsayımdır. Buna rağmen birey, zihinsel enerjisinin büyük kısmını ya geçmişin pişmanlıklarına ya da geleceğin belirsizliklerine harcar.
Bu durum sosyal ilişkileri de etkiler. İnsanlar birbirlerini bir amaç ya da araç olarak görmeye başlar. İlişkiler, ideal hayata ulaşmanın basamakları haline gelir. Bu da samimiyetin, içtenliğin ve gerçek bağların zayıflamasına neden olur. Oysa hayat, büyük ve nadir anlardan çok, küçük ve sıradan anların toplamıdır. Bir dost sohbeti, bir yürüyüş, bir tebessüm ya da bir kahve molası… Bunlar ertelenemez, çünkü her biri yalnızca kendi zamanında anlam taşır.
En büyük kayıp ise çoğu zaman fark edilmez: zamandır. Beklerken geçen yıllar, hayatın en enerjik ve en geri dönülemez dönemleridir. İnsan, daha iyi bir hayat yaşamak için beklerken, aslında sahip olduğu tek hayatı tüketir. Bu durum, büyük bir paradoks yaratır. Çünkü hedeflenen yaşam çoğu zaman hiçbir zaman tam anlamıyla gelmez; gelse bile, geride bırakılan zaman geri kazanılamaz.
Kısaca açıklayacak olursam; modern insanın en büyük yanılgısı hayatın başlayacağı bir an olduğuna inanmasıdır. Oysa hayat zaten başlamıştır ve akmaya devam etmektedir. Onu başlatacak özel bir eşik yoktur. Bu nedenle mükemmel zamanı beklemek, aslında hiç yaşamamayı seçmek anlamına gelir. Gerçek farkındalık, hayatın gelecekte değil, şu an yaşandığını kavramaktır.
İnsan, beklemeyi bıraktığında ve bulunduğu anı fark ettiğinde gerçekten yaşamaya başlar. Çünkü hayat, koridorun sonundaki kapıda değil; o koridorda atılan her adımda, alınan her nefeste ve kurulan her ilişkide gizlidir. Beklenen hayat çoktan başlamıştır—mesele onu fark edebilmektir.