İnsan hayatı çoğu zaman karmaşık gibi görünür. Oysa hayatın kendisi aslında oldukça sade ve doğal bir akışa sahiptir. İnsanlar çoğu zaman hayatı zorlaştıran şeylerin dış dünyadan geldiğini düşünürler. Fakat çoğu zaman hayatı zorlaştıran şey, insanın kendi düşünceleri, beklentileri ve hayatı algılama biçimidir. Bu nedenle önemli olan hayatın kendisi değil, insanın hayata yüklediği anlamdır.
Hayatı kendimiz için yaşanır kılmak, aslında hayatı sadeleştirmekten geçer. İnsan çoğu zaman sahip olduklarını değil, sahip olmadıklarını düşünerek mutsuz olur. Sürekli daha fazlasını istemek, insanı tatminsizliğe sürükler. Modern dünyada başarı, para, statü ve güç gibi kavramlar hayatın merkezine yerleştirildiği için insanlar çoğu zaman kendi iç dünyalarını ihmal ederler. Oysa hayatın gerçek anlamı, sahip olunan maddi şeylerden çok insanın iç huzurunda saklıdır.
İnsan Hayatını Neden Zorlaştırır?
Hayatı zorlaştıran en önemli faktörlerden biri, insanın gereğinden fazla beklenti içinde olmasıdır. İnsan bazen hayatı bir yarış gibi görür. Daha iyi bir iş, daha fazla para, daha iyi bir ev, daha fazla statü… Bu hedeflerin peşinden koşmak yanlış değildir; fakat bu hedefler hayatın tek amacı haline geldiğinde insanın ruh dünyası zarar görmeye başlar.
Bir başka önemli sebep ise kıyaslama alışkanlığıdır. İnsanlar çoğu zaman kendi hayatlarını başkalarının hayatlarıyla kıyaslarlar. Sosyal medya çağında bu durum daha da artmıştır. İnsanlar başkalarının hayatlarının en mutlu anlarını görür ve kendi hayatlarını eksik görmeye başlarlar. Oysa her insanın hayatında zorluklar, mücadeleler ve acılar vardır.
Ayrıca kontrol edemediğimiz şeyleri kontrol etmeye çalışmak da hayatı zorlaştırır. Hayatta bazı şeyler insanın kontrolünde değildir. Zaman, hastalık, ölüm, doğal olaylar gibi pek çok gerçek insanın kontrol alanının dışındadır. İnsan bu gerçekleri kabul etmek yerine sürekli mücadele etmeye çalıştığında ise hayat daha da karmaşık hale gelir.
Hayatı Yaşanır Kılan Değerler
Hayatı anlamlı kılan şeyler çoğu zaman çok basit şeylerdir. Bir dostla yapılan samimi bir sohbet, aile ile geçirilen huzurlu bir akşam, doğada yapılan bir yürüyüş ya da bir kitabın sayfaları arasında kaybolmak… Bunlar maddi olarak ölçülemeyen fakat insan ruhuna iyi gelen deneyimlerdir.
Psikoloji ve sosyoloji alanındaki birçok araştırma, insan mutluluğunun büyük ölçüde sosyal ilişkiler ve anlam duygusu ile ilgili olduğunu göstermektedir. İnsan kendini değerli hissettiği, sevildiğini gördüğü ve bir amaca hizmet ettiğini düşündüğü zaman hayat daha anlamlı hale gelir.
Bunun yanında şükretme duygusu da hayatı daha yaşanır kılan önemli bir faktördür. İnsan sahip olduklarının farkına vardığında, hayatın değerini daha iyi anlar. Sağlıklı olmak, nefes alabilmek, yürüyebilmek, görebilmek gibi basit görünen şeyler aslında hayatın en büyük nimetleridir.
Dünya Malı Gerçekten Bu Kadar Değerli mi?
İnsanlık tarihi boyunca insanlar mal, mülk ve zenginlik için büyük mücadeleler vermiştir. Ancak tarih bize önemli bir gerçeği de göstermektedir: Hiç kimse sahip olduğu dünya malını mezara götürememiştir.
Dünya malı elbette hayatı kolaylaştırabilir. İnsanların temel ihtiyaçlarını karşılayabilmesi için maddi imkanlara ihtiyaç vardır. Fakat sorun, dünya malının bir araç olmaktan çıkıp amaç haline gelmesidir. İnsan tüm hayatını sadece para kazanmak için harcadığında, çoğu zaman hayatın gerçek güzelliklerini kaçırır.
Filozofların ve düşünürlerin büyük bir kısmı, insan hayatının geçici olduğunu ve bu nedenle hayatın anlamının maddi şeylerde değil manevi değerlerde bulunduğunu vurgulamıştır. İnsan doğar, büyür, yaşar ve bir gün bu dünyadan ayrılır. Bu kısa yolculukta geriye kalan şey ise insanların kalbinde bıraktığımız izlerdir.
Hayat Gerçekten Uzun mu?
İnsan gençken hayatın çok uzun olduğunu düşünür. Ancak zaman ilerledikçe yılların ne kadar hızlı geçtiğini fark eder. Çocukluk, gençlik ve yetişkinlik dönemleri çoğu zaman insanın farkına bile varmadan geçer.
Zamanın hızlı akışı insanlara önemli bir mesaj verir: Hayat ertelemek için çok uzun değildir. İnsan sevdiği şeyleri yapmak, sevdiklerine vakit ayırmak ve hayallerini gerçekleştirmek için doğru zamanı beklerken çoğu zaman hayatın önemli bir kısmını kaçırabilir.
Bu nedenle hayatı sürekli geleceğe ertelemek yerine bugünü yaşayabilmek önemlidir. Çünkü insanın gerçekten sahip olduğu tek zaman dilimi şimdiki andır.
Kısaca özetlersem; Hayatı yaşanır kılmak aslında düşündüğümüz kadar zor değildir. İnsan hayatı zorlaştıran düşüncelerden, gereksiz beklentilerden ve sürekli kıyaslama alışkanlığından uzaklaştığında hayat daha sade ve anlamlı hale gelir.
Hayatın değeri, sahip olunan dünya malı ile değil, yaşanan anların anlamı ile ölçülür. İnsan sevdiği insanlarla vakit geçirdiğinde, doğanın güzelliklerini fark ettiğinde ve iç huzurunu bulduğunda hayat gerçekten yaşanmaya değer hale gelir.
Belki de hayatın en önemli gerçeği şudur: İnsan dünyaya sahip olmak için değil, hayatı anlamak ve yaşamak için gelmiştir.
Doğan Cüceloğlu – İnsan ve Davranışı
Viktor Frankl – İnsanın Anlam Arayışı
İbn Haldun – Mukaddime
Irvin D. Yalom – Varoluşçu Psikoterapi
Erich Fromm – Sahip Olmak mı Olmak mı?
Acar Baltaş – Hayatın Hakkını Vermek