MESELE KARTVİZİT TAŞIMAK DEĞİL İNSAN KALABİLMKTİR
Bugün içinde yaşadığımız dünya çok değişik bir yere geldi. İnsan artık sahip olduğu değerlerle değil, çalıştığı yerdeki koltuğu ile anlatılıyor. Kimsin diye sorulduğunda çoğu kişi “Müdürüm”, “Başkanım” veya “Şefim” diyor. Oysa bunlar insanın kim olduğunu, yani ruhunu ve düşüncesini göstermiyor. Sadece şirkette ya da kurumda hangi yerde olduğunu belli ediyor.
Bugün insanların en büyük derdi, kendini cüzdanında taşıdığı kartlarla anlatmaya başlamasıdır. Statüsü olan kişi olmak, giderek insanın içindeki gerçek karakterin yerini almaya başladı. Çalışma hayatında bir düzen ve sıralama gerekir.
Hiyerarşi başta mantıklı bir iş paylaşımı için vardır. Max Weber bunu açıklamıştır. Ünvanlar, şirketlerde kim ne yapacak, kim sorumlu ona işaret eder. Ancak artık toplum bunları bir güç göstergesi haline getirdi.
Kişinin adı ve işi, değerini, kim olduğunu belirlemeye başladı.
Üstte olan, altta olana ismiyle seslenir. Ama üstünün yanında eğilir, saygı gösterir. Aslında kendi ruhunu, hiyerarşiye feda eder.
Statü kazanmak isteyen çok kişi, kendi boşluğunu başka insanların onayına bırakır. Halbuki karakter, kartlarda yazan süslü harflerden daha güçlüdür. Kartlar eskiyebilir, yıpranır, değişir; ama zor bir an arkadaşının yanında olmak unutulmaz bir iz bırakır.
Gerçek liderlik, rahat koltukta oturmak değil, zor zamanlarda yanındakiyle birlikte çalışmak, ter dökmektir. Bu da sadece beceri gerektirmez; aynı zamanda doğru bir duruş gerektirir. Statün olabilir, bir başlık altında oturabilirsin. Ama gerçek insanlık, yağmurda ıslanan arkadaşına şemsiye tutmaktır.
Sosyolojide “rol mesafesi” diye bir şey var. Kişi, bulunduğu yerin gerektirdiği rolü oynar. Ama kendi insanlığını ne kadar koruyabiliyorsa, o kadar karakter sahibidir. Rahat koltuğa alışanlar, dışarıdaki insanın üzüntüsünü hissetmez olur.
Bu, kurumların içinde yavaşça çürümesine sebep olur. Gerçek lider, e-posta imzasındaki unvanı ile değil, kriz anında gösterdiği yardımla lider olur. İnsanlar, sadece emir verenleri değil, birlikte zorluk çeken, yük taşıyanları hatırlar. Çalışma hayatı bir gerçeği gösterir: Statü geçicidir. Bir kişi, koltuğu bıraktığında sıradan biri olur. Güçlü sandığın statüler bir anda yok olur.
Tarih, koltuğu varken büyük olduğunu sanan ama koltuğu gidince küçülen insanlarla doludur. Maya Angelou şöyle demişti: “İnsanlar ne dediğini unutur, ne yaptığını unutur ama onlara nasıl hissettirdiğini unutmaz.” Bu söz, iş yaşamının özüdür.
Bir yöneticinin iyi olup olmadığını, bir hataya karşı gösterdiği merhamet ve paylaşımı anlatır.
Bugün kariyer yolculuğunun başında olan gençlere verilmesi gereken en büyük tecrübe, "ünvan avcılığı" ile "karakter inşası" arasındaki farktır. Modern dünya gençleri "bir şey olmaya" zorlarken, "birisi olmayı" ihmal etmelerine neden oluyor. Oysa "bir şey" olmak geçicidir; emeklilikle, istifayla veya bir imza ile son bulur. "Birisi" olmak ise kalıcıdır.
Karakter, bir insanın kimse bakmıyorken ne yaptığıdır. Statü ise herkes bakıyorken takındığı maskedir. Eğer bir genç, kariyer basamaklarını tırmanırken karakterini aşağıda bırakıyorsa, zirveye ulaştığında orada bulacağı tek şey derin bir yalnızlık ve anlamsızlıktır. Çünkü zirvenin soğuğunda sizi ısıtacak olan şey koltuğunuzun derisi değil, geride bıraktığınız insanların size duyduğu saygı ve sevgidir.
Ünvanlar, hafızada kalmaz. Akılda kalan, derin duygular yaratmaktır. Gençler için en büyük öğüt şudur: Ünvan peşinde koşmak ve karakter inşa etmek çok farklıdır. Bugün kariyer başında olan gençlere, “bir şey” olmaktan çok “birisi” olmak önemlidir.
Bir şey olmak, geçici; birisi olmak, kalıcıdır.
Karakter, kimse bakmazken ne yaptığınla ortaya çıkar. Statü ise, herkes bakarken takındığın maskedir.
Genç biri, kariyer basamağını tırmanırken karakterini arkada bırakırsa, sonunda bulacağı yalnızlık ve anlamsızlık olur. Zirvede seni ısıtacak şey, koltukun değil; geride bıraktığın sevgi ve saygıdır.
Kısacası; insanlık zamana ve yere sığmayan bir değerdir. Organizasyon şemaları işleri kolaylaştırır, ama hayata anlam vermez. Anlam, samimiyet, dostluk ve yardımlaşma ile doğar. Hepimiz günün sonunda bu dünyadan bir isim olarak ayrılacağız.
Bir insanın adı, yanında kaç unvan olduğu ile değil, insanların aklında ne şekilde kaldığı ile önem kazanır.
Zorbalıkla değil, yardım ederek lider olunur. Kartlar eskir, yıpranır; karakter ise insanın hafızasında sonsuza dek kalır.