Toplumsal Yozlaşmada Din ve Kültürel Ritüellerin Gölgesinde Çocukluk
İnsan Vicdanında Geleceğin Çöküşü
Toplumların geleceği, yalnızca ekonomik göstergelerle ya da teknolojik gelişmelerle ölçülmez; asıl belirleyici olan, o toplumun çocuklarına sunduğu yaşam koşulları, değerler ve vicdani mirastır. Çocukluk, bireyin hem psikolojik hem de ahlaki temelinin atıldığı en hassas dönemdir. Ancak günümüzde birçok toplumda çocukluk, dinî söylemler ve kültürel ritüellerin gölgesinde, özünden uzaklaşarak araçsallaştırılan bir alana dönüşmektedir. Bu durum, yalnızca bireysel travmalara değil; uzun vadede toplumsal yozlaşmaya ve vicdani çöküşe zemin hazırlamaktadır.
Sosyolojik açıdan bakıldığında, din ve kültür, toplumsal düzenin korunmasında önemli rol oynayan iki temel yapı taşıdır. Ancak bu iki unsur, özünden koparıldığında ve sorgulanamaz dogmalara dönüştürüldüğünde, bireyin özgür gelişimini engelleyebilir. Özellikle çocuklar, bu yapıların en savunmasız muhataplarıdır. Çocuğun birey olma hakkı, çoğu zaman “gelenek”, “ayıp”, “günah” gibi kavramların ardına saklanarak bastırılır. Oysa sosyolojinin temel ilkelerinden biri, bireyin toplum içinde gelişirken aynı zamanda kendini gerçekleştirme hakkına sahip olmasıdır. Bu hakkın ihlali, sadece bireysel bir kayıp değil; aynı zamanda toplumsal bir gerilemedir.
Hümanist perspektiften değerlendirildiğinde, insanın en temel değeri “insan olmasıdır.” Çocuk, herhangi bir ideolojinin, inancın ya da kültürel kalıbın nesnesi değil; özne olarak görülmelidir. Ne var ki birçok toplumda çocuk, ailenin, cemaatin ya da ideolojik yapıların bir uzantısı gibi ele alınır. Bu yaklaşım, çocuğun özgür düşünce geliştirmesini, kendini ifade etmesini ve duygusal olarak sağlıklı bir birey olmasını engeller. Hümanizmin temel ilkesi olan “insanı merkeze alma” anlayışı, burada ciddi bir şekilde ihlal edilmektedir. Çünkü çocuk, sevgiyle büyütülmesi gereken bir varlık olmaktan çıkıp, şekillendirilmesi gereken bir projeye dönüştürülmektedir.
Kur’an perspektifi ise bu konuda son derece açık ve insani bir yaklaşım sunar. Kur’an’da çocuklar, Allah’ın bir emaneti olarak tanımlanır. Bu emanet anlayışı, çocuğa zarar vermeyi değil; onu korumayı, geliştirmeyi ve adaletle muamele etmeyi gerektirir. Nitekim Kur’an’da, cahiliye döneminde kız çocuklarının diri diri gömülmesi sert bir şekilde eleştirilmiş ve bu uygulama insanlık dışı olarak nitelendirilmiştir. Bu örnek, aslında her dönemde çocuklara yönelik her türlü istismarın, baskının ve ihmalin de aynı şekilde reddedilmesi gerektiğini gösterir. Kur’an’ın temel ilkeleri olan adalet, merhamet ve kul hakkı, çocukların korunmasını ve onlara saygı gösterilmesini zorunlu kılar.
Ancak günümüzde dinî söylemler, çoğu zaman bu özünden uzaklaşarak şekilci bir yapıya bürünmektedir. Ritüeller ön plana çıkarken, ahlaki öz geri planda kalmaktadır. Örneğin, ibadetlerin şekli detayları titizlikle uygulanırken, bir çocuğun psikolojik sağlığı, duygusal ihtiyaçları ya da maruz kaldığı baskılar göz ardı edilebilmektedir. Bu durum, dinin özüne aykırı olduğu gibi, toplumsal vicdanın da zayıflamasına neden olmaktadır. Çünkü vicdan, yalnızca kurallarla değil; empati, merhamet ve adaletle beslenir.
Kültürel ritüeller de benzer bir şekilde sorgulanmadan devam ettirildiğinde, çocuklar üzerinde baskı unsuru haline gelebilir. “Böyle gelmiş, böyle gider” anlayışı, birçok yanlış uygulamanın meşrulaştırılmasına neden olur. Oysa kültür, değişen ve gelişen bir yapıdır. İnsan onuruna zarar veren hiçbir uygulama, kültür adı altında savunulamaz. Çocuk yaşta evlilikler, ağır disiplin yöntemleri, duygusal ihmal gibi birçok sorun, çoğu zaman bu kültürel kalkanın arkasına saklanmaktadır.
İnsan vicdanında başlayan çöküş, aslında toplumsal çöküşün ilk işaretidir. Bir toplum, çocuklarının acısını görmezden gelmeye başladığında, kendi geleceğini de karartmaktadır. Çünkü çocuk, yalnızca bugünün değil; yarının da taşıyıcısıdır. Travma ile büyüyen bir çocuk, sağlıklı bir toplum inşa edemez. Bastırılmış duygular, ifade edilemeyen düşünceler ve yaşanamayan çocukluklar, ileride daha büyük toplumsal sorunlara dönüşür.
Bu noktada yapılması gereken en önemli şey, dinin ve kültürün özüne dönmektir. Din, bir baskı aracı değil; bir rehber olmalıdır. Kültür ise insanı sınırlayan değil; zenginleştiren bir değerler bütünü haline getirilmelidir. Çocukların birey olarak kabul edildiği, haklarının korunduğu ve sevgiyle büyütüldüğü bir toplum, hem sosyolojik hem de ahlaki açıdan daha sağlıklı olacaktır.
NE GÜNLERDEN GEÇİYORUZ! KIYAMET HABERCİSİ OLAYLAR...!
Ülkemizde ne yazık ki çocuk bedenli gelinler
o kadar fazla ki bu işler sadece ahlaksız babalar, utanmaz dünürler, sapık damatlarla yapılmıyor,
Bu ülkede bu kadar fazla ki bu kadar fazla çocuk gelin olmasının nedeni ne yazık ki imamlardır.
Bu kıyımlar ne yazık ki, İmamlar üzerinden yapılıyor,Yani İmamlar nikah kıyıyor,
Soru şu;babalar istedikleri kadar ahlaksız olsun, dünürler istedikleri kadar utanmaz olsun İmamlar rıza göstermese, bu insanlık suçu sizce işlenebilir mi?
İmamlar, nikahını kıy diye kendilerine getirilen kız çocuklarını polise, jandarmaya, savcıya bildirse, bu talihsiz kız çocukları, babaları hatta dedeleri yaşındaki sapıkların yatağına sokulabilir mi?
İmamlar, bu çocuk evliliklerinin olmazsa olmazıdır vesselam.Peki ya bütün bunlara sessiz kalan bizler bu şerefsizliklerin neresinde duruyoruz?
Gelin bu acı tabloya bir bakalım...
11 yaşındayken 40 yaşındaki adamla evlendirilen kız çocuğu “çocuk doğuramıyor diye dövülür,bu kız çocuğu üç dört sene kaynanasının koynunda yattığını yıllar sonra anlatmıştır.
11 yaşında Bolu'da imam nikahıyla evlendirilen kız çocuğunun sekiz aylık hamile olduğu kayıtlardan tespit edildi...
12 yaşında Tokat'ta evlendirilen kız çocuğunun dört aylık hamile olduğu kayıtlardan anlaşıldı..
12 yaşında doğum yapan kız çocuğunun Gaziantep'te özel hastanede, 18 yaşında birinin kimliğiyle doğum yaptırıldığı tespit edildi...
12 yaşında İzmir'de evlendirilen kız çocuğu, sezaryenle doğum yaptı,
Kader Siirt'te dünyaya geldi, 12 yaşında evlendirildi, 13 yaşında anne oldu, 14 yaşında canına kıydı, adı üstünde kaderi böyleymiş denildi, geçildi..
12 yaşındayken iki bilezik karşılığında 40 yaşındaki evli adama kuma verildiği ortaya çıkan kız çocuğu o günleri yıllar sonra şöyle anlatıyor “yanına yatmaya korkardım, bana oyuncak almayınca ağlardım” dedi..
12 yaşındayken okulundan alınıp, başlık parası karşılığında 50 yaşındaki adamın koynuna sokulan kız çocuğu o günleri yıllar sonra şöyle anlatıyor “derslerim çok iyiydi, rüyamda sürekli mezun olduğumu, diploma aldığımı görüyorum” dedi...
Ordu'da 13 yaşındayken para karşılığında evlendirilen kız çocuğu, sürekli dayak yediği 40 yaşındaki admin evi terketmesi üzerine, kendi ailesi tarafından kabul edilmedi, henüz 17 yaşındayken üç çocuğuyla ortada kaldı...
13 yaşındaki kız çocuğu,30 yaşında biriyle evlendirildi, seneler sonra gazete röportajında anlattı: “İlk gece beni tek başıma odaya soktular, korkudan bayıldım, kolonya verdiler, evlendirildiğim kişi odaya geldi, ‘hadi gel seninle evcilik oyunu oynayalım' dedi, bu cümleyi hayatım boyunca unutmayacağım…”
Adana'da 13 yaşındaki kız çocuğuna düğün yapıldı, Sakarya'da kuzeniyle evlendirilen 15 yaşındaki kız çocuğu, evden kaçıp polise sığındı..
Urfada tecavüz sonucu çocuk doğuran 14 yaşındaki çocuğa babası kimden hamile kaldın diye sorduğundan bilmiyorum ya abim ya da dayımdan ikiside tecavüz etti diye cevap verdi....
Samsun'da otomobil çarptı diye koma halinde hastaneye getirilen 14 yaşındaki kız çocuğunun, imam nikahlı eşi tarafından odunla dövüldüğü, sonra da kaza süsü vermek için motosikletle üzerinden geçildiği anlaşıldı...
Tekirdağ'da bir noterin, 14 yaşındaki kızlarını evlendirmek isteyen ana-babaya muvafakatname verdiği belirlendi...
Henüz 14 yaşındayken 10 bin lira karşılığında, beş çocuk, dokuz torun sahibi 70 yaşındaki herife verilen kız çocuğu, seneler sonra bu konuda araştırma yapan üniversite ekibine anlattı, “annemi asla affetmeyeceğim, hayatımı değiştirme imkanım olsaydı, en önce babamı değiştirirdim” dedi...
Kayseri'de para karşılığında evlendirildiği herif tarafından sokağa atılan, kamyonet kasasında yaşayan 15 yaşındaki kız çocuğu, av tüfeğiyle canına kıydı
Ağrı'da 16 yaşında evlendirilen kız çocuğu, işkence yapılmış, tuvalette eli kolu bağlanmış halde bulundu.
Konya'da 16 yaşındayken evlendirilen kız çocuğu, inşaatın yedinci katından atladı
Adana'da imam nikahıyla evlendirilen 16 yaşındaki kız çocuğu, trenin önüne atladı..
Korunması Gereken Çocuklar Sempozyumu'nda konuşan öğretim üyesi, bizzat yaşadığı hadiseyi şöyle anlatıyordu, “yol kenarında bir kız çocuğunu kucağında bebeğiyle ağlarken gördüm, 16 yaşındayken evlendirilmiş, anne olmuş, bebeğinin eli yanmış, ne yapacağını bilmiyor, bebeğiyle birlikte ağlıyordu, aslında orada bir anne ağlamıyordu, iki çocuk ağlıyordu” dedi...
Kısaca özetlemek gerekirse;çocukluk dönemi, toplumların vicdani aynasıdır. Bu aynada görülen bozulma, aslında geleceğin habercisidir. Din ve kültürel ritüeller, eğer insan onurunu ve çocuk haklarını gözetmiyorsa, yeniden sorgulanmalı ve dönüştürülmelidir. Çünkü gerçek medeniyet, en zayıf olanı koruyabilen toplumların eseridir. Çocukları koruyamayan bir toplumun ise geleceği değil; yalnızca geçmişi vardır.