Toplumumuzda Kalitesiz İnsanlar ve Özellikleri

Kalitesiz İnsanlar ve Özellikleri

Bir toplumun nasıl bir yerde olduğu, yalnızca para ya da yeni aletler ile ölçülmez. Asıl önemli olan, o yerdeki insanların nasıl biri olduklarıdır. İnsanların nasıl düşündüğü, birbirleri ile nasıl konuştuğu ve bir sorun çıktığında ne yaptığı, toplumu tanımlar.  Ne yazık ki bugün bizde, iyi insan olmaktan hızla uzaklaşıyoruz. Toplumda bozulma var.

İki kötü huy ise çok açık: Şikâyet ve dedikodu. Bu iki huy, kişinin kendi eksiklerini kapatmaya çalışmasının ve başkalarına bakarak durmasının işareti olur.

En büyük sorunlar, çoğu zaman ne para eksikliğidir ne de siyaset. Sorun, insanın kendisiyle ilgilidir. İnsan kötü olunca işler de bozulur, ilişkiler zayıflar ve güven yok olur. O yüzden "kötü insan" olmak, tek başına bir yanlış değil, aynı zamanda toplumun da düşük olması demektir.

Kötü insanların en açık iki özelliği, şikâyet ve dedikodudur.

 Şikâyet, ilk bakışta masum gibi görünür ama aslında öyle değildir. Şikâyet eden kişi üretmez, yeni bir şey sunmaz. Kendi hayatının sorumluluğunu almak yerine, başkalarını suçlar. Bu, bizde özellikle iş yerlerinde ve devlet kapısında sık görülür. İşler yavaş gider, kimse çözüm bulmaz, herkes "zaten böyle" diyerek sessizce oturur. Sorun çıkınca, şikâyet eder, ama bir yol aramaz.

Oysa değişim böyle gelmez. Şikâyet eden kişi, çoğu zaman kendinin haklı olduğuna inanır. Ama bu duygu, onu çözüme götürmez; tam tersi, çalışmamaya iter.

 Şikâyet etmek, kısa süreli bir rahatlık sunar ama hayat değişmez. Kişi buna alışır. Sonra hep sorun arar, çözüm bulmak istemez. Böyle kişiler, ortama enerji vermez, tam tersi başkalarını da düşürür. Dedikodu ise şikâyetin bir adım ötesidir.

Şikâyet eden, sisteme kızar; dedikodu eden ise insanları hedef alır.

Dedikodu, güveni çürütür. Bir yerde dedikodu varsa, insanlar birbirine inanmaz. Samimiyet kaybolur, herkes arkasından konuşulduğunu hisseder. Hep temkinlidirler. Bizde dedikodu çok yaygındır. Sokakta, evde, işte, sosyal medyada hep başkalarının hayatı konuşulur. İnsanlar kendi işine bakmaz, başkasının hayatıyla uğraşır hale gelir. Oysa iyi insan, kendi işine bakar. Kendi gelişimine önem verir.

Dedikodunun tehlikesi, çoğu zaman normal bir sohbet gibi yaşanmasıdır. İnsanlar bunu eğlence sanar, vakit geçirme yolu görür. Ama bir yandan da başkasını üzer, kendi karakterinin de kötü yönünü ortaya çıkarmış olur.

Birinin yokluğunda onun hakkında konuşmak, kişinin ne kadar düşüncesiz olduğunu gösterir. Şikâyet ve dedikodu çoğu kez bir arada bulunur.

Şikâyet eden, zamanla kişileri suçlamaya başlar ve dedikoduya kayar. Mesela, bir çalışan işte iyi değilse, kendi hatasına bakmaz, başkasını kötülemeye başlar.

Bu, ortamı bozar. Sorunlar bireysel kalmaz, toplumda yayılır. Her yerde, işte, sokakta, evde, aynı ses duyulur: Bitmeyen şikâyet. Şikâyet etmek çok kolaydır.

Sorumluluk almamak için bir kaçıştır. Şikâyet eden der ki: "Ben iyiyim, ama hayat bana hak ettiğimi vermiyor." Bizde insanlar, çözüm bulmak yerine, dert içinde olmayı seçer. Trafik, hava, ekonomi, komşu, her şeyden yakınır, ama bir adım atmaz.

Eleştirmek başka, şikâyet etmek başkadır. Eleştiri yapıcı olur, bir yol önerir. Şikâyet ise hep olumsuzdur, yıkar. Bizde bu fark çoğu zaman unutulur.

Şikâyet eden insan, eylemsizdir. Hayatı yönetmek yerine, yolda durur, ağlar; kaza bile beklemez. Böyle insanlar, toplumda da bir yerinde durma hali yaratır.

Herkes şikâyetçi, kimse "Ben ne yapabilirim?" demez. Böyle bir toplum, ileri gidemez. Şikâyet, kötü insanın kendi sıradanlığını kabul ettirme biçimidir. Kötü insanın en açık yönü, sorumluluk almamasıdır. O kişi, çözüm bulmak yerine sorunun içinde kalır. Eleştirir ama bir şey ortaya koymaz; konuşur ama iş yapmaz. Bulunduğu yere de katkı sunmaz; tam tersi, ilerlemeyi durdurur. Böyle bir ortamda kimse risk almaz, fikir söylemez, herkes sıradan olur.

İyi insan ise farkını gösterir. O, şikâyet etmek yerine çözüm arar, dedikodu yapmak yerine yüz yüze konuşur. Başkasının hatasıyla değil, kendi eksikliğiyle uğraşır.

Bu insanlar azdır, ama ortamı değiştirir. Bu sorunun çözümüne önce bireysel farkında olmak gerekir.

Herkes kendine sormalı: “Ben çözümün parçası mıyım, sorunun mu?” Eğer sürekli şikâyet içinde isek, başkalarını suçluyorsak, sorun bizde demektir. Ruhun Gıdası Değil, Zehri: Dedikodu Şikâyet, dünyaya karşı kalkan ise, dedikodu içimizdeki sıkıntıyı başka hayatları konu ederek rahatlatma yoludur.

 Bizde dedikodu, sosyalleşme yolu gibi görülür. "İki lafın belini kırmak" deyimi, aslında başkasının gizli yanını ortaya koymak, başarısını küçültmek ya da hatasını büyütmek demektir.

Dedikodu yapan, aslında çoğu kez haset ve kendini yetersiz hissetmekten dolayı başkasıyla uğraşır. Kendi hayatında anlatacak bir başarı ya da üretim olmayınca, başkasına bakar. Karşısındakini kötülemek, karakterin en alt basamağıdır.

Dedikodu, yalnız evlerde değil, işte de vardır. İşini iyi yapmak yerine başkasının ne yaptığı konuşulur. "Kim, kimin arkasından ne yapıyor?" düşünülür. Böyle bir yerde kalite olmaz.

Dedikodu güveni alır götürür. İnsanlar birbirine şüpheyle bakar. Böyle bir toplumda başarı olmayacağı açıktır.

Dedikodu, bilgi yerine yanlış, gerçek yerine iftira getirir. Kalitesizliğin Döngüsü ve Yıkım Neden bu iki huy kötüdür? Çünkü ne şikâyet eden ne dedikodu yapan üretkendir.

Kendi hayatını doldurmak yerine başkasının hayatına bakarlar. İyi insan, sorun çıkınca çözüm bulur; kötü insan ise sadece konuşur, uğraşmaz. Bu durum, eğitimden aileye kadar büyüyen bir sorundur. İnsan kendini geliştiremeyince, başkasını aşağı çeker. "Ben başaramadıysam o da başaramasın" ya da "O başardıysa kesin bir nedeni vardır" gibi düşünceler yayılır. Bu, toplumu bozar.

İki kötü huyun ortak noktası ise samimiyetsizliktir. Yüzüne gülüp arkasından konuşan, sistemden faydalanıp sürekli şikâyet eden, hiç samimi değildir.

Ahlakı bozuk olan bir yerde "iyi kişilik" aramak boştur.

 Karakter Devrimi Şart Toplumun bu kötü insan sarmalından kurtulması için, herkes kendini sorgulamalı. Şikâyeti bırakıp, "Bugün neyi iyi yapabilirim?" diye sormalı; başkalarının hayatına bakacağına kendi gelişimini önemsemeli.

Vasat olmanın önüne geçmek için, kendini düzeltmek ilk adımdır. Şunu unutmamak gerek: Kaliteli insan, sözüyle değil, yaptığı ile değerli olur.

Kısaca özetleyecek olursam; Şikâyet ve dedikodu ise, ruhu eksik ve düşüncesi sığ insanlara ait bir durumdur.

Ülkemizin ihtiyacı daha fazla bina, yol ya da teknoloji değil; şikâyet ve dedikoduyu bırakan, üretken, dürüst ve nazik insanlardır.

Unutmayalım ki; başkalarını konuşanlar zamanı boşa harcar; kendini ve üretimi konuşanlar ise gelecek kurar.

Şikâyet ve dedikodu hem kişisel bir zayıflık hem de toplumun geriye gitmesinin ana nedenidir. Bu alışkanlıklar sürerse, ne işler düzelir, ne ilişkiler sağlıklı olur. İyi toplum, iyi insanlarla mümkün olur. İyi insan olmak ise önce dilini temizlemekten geçer: Şikâyeti azaltmak, dedikodudan uzak durmak ve sorumluluk almak gerekir.