Vitrindeki Dindarlık, Perde Arkasındaki İsraf

Ben bugün Ömer Hayyam’ın asırları aşan. Bir dörtlüğü  üzerinden yazmayı düşündüm.

Ömer Hayyam in bu sert ve dürüst dizeleri, aslında sadece bir "şarap" savunması değildir. Bu mısralar, toplumsal ahlakın en büyük yarası olan riyayı (ikiyüzlülüğü) hedef aldığını görüyoruz 

Aslında dizelere baktığımızda ve yorumladigimizda bu dizelerin günümüzün siyasi figürlerine ve yönetici kadrolarına uyarladığımızda, karşımıza çıkan manzara; "şarap içmemekle" övünen ancak kul hakkı yemekte sınır tanımayan bir vitrin siyaseti olduğunu görüyoruz.

Yazıyı biraz detaylandırirsak;

Siyaset arenasının en tanıdık figürü, halkın hassasiyetlerini bir zırh gibi kuşanan yöneticidir.

Bu zırh genellikle "ahlak", "gelenek" ve "inanç" gibi kavramlardan örülür.

Halkın karşısına çıktığında içkiyi, eğlenceyi ya da modern yaşamın getirdiği belirli özgürlükleri büyük bir iştahla kınayan bu profil; aslında kendi yaşamındaki devasa gedikleri örtmeye çalışmaktadır.

Dörtlükte geçen "Kendi içmeyi bilmez, içeni kınamaya bayılır" ifadesi, modern bürokrasideki ahlak bekçiliğinin özel olarak karşımıza çıkıyor.Bir yönetici, toplumun yaşam tarzına müdahale edip onu "günah" veya "yanlış" üzerinden yaftalarken, aslında toplumun dikkatini kendi kasasından, haksız kazancından ve şatafatlı hayatından uzaklaştırmaktadır. Çünkü birini kınamak, kınayan kişiye sahte bir "üstünlük" ve "temizlik" payesi verir. Ancak bu paye, perde arkasındaki kirli pazarlıkları örtmeye yetmez...

Yediği Haltlar Yanında Şarap Meze Sayılır"

Haytam  o yıllarda bile şunu vurguladigini görmemiz mümkündür, Yöneticilerin haksız kazançları ve lüks tutkuları, bugün halkın gündelik geçim derdiyle taban tabana zıttır. Asgari ücretle yaşamaya çalışan bir halkın karşısında; ejder meyveli smoothie’lerin, milyon dolarlık makam araçlarının ve kamu kaynaklarıyla finanse edilen saray yavrusu konutların savunulması tam bir ironidir.

Burada asıl mesele, yöneticinin "şahsi" günahları değil, "kamusal" suçlarıdır.

Bir bireyin şarap içmesi kendi vicdanını ilgilendirirken;

İhale usulsüzlükleri,

Liyakatsiz atamalar,

Kamu arazilerinin peşkeş çekilmesi,

Halkın vergilerinin şahsi lüks için harcanması,

işte bunlar toplumsal bir yıkımdır. Şairin şiirinde dediği gibi, bu devasa yolsuzlukların ve haksız kazançların yanında, birinin kadehine ne koyduğu ancak bir "meze" kadar küçük bir ayrıntı kalmaktadır. Bir yönetici, şarap içmeyerek "temiz" olduğunu iddia edebilir; fakat elinde milyonların vebali, sırtında yetim hakkı varken o temizlik sadece görünüştedir.

Kasılıp Gezmenin Sahte Gururu

Hayyam "Kasılıp gezer ortada" dizesinde ise, güç sarhoşluğunun fiziksel bir tasviridir. Gücü elinde bulunduran ve bu gücü haksız kazançla birleştiren yönetici, halktan koptukça devleştiğini sanır. Kendi kurduğu bu küçük, steril ve lüks dünyada, dışarıdaki açlığın ve yoksulluğun sesini duymaz olur. Ancak bu "kasılma" hali, aslında bir özgüvenin değil, derin bir suçluluk duygusunun dışa vurumudur.

Kendini sürekli haklı çıkarma, her eleştiriyi "ihanet" olarak yaftalama ve kendi yaşam tarzını "kutsal" bir görev gibi sunma çabası, içteki o sahtekarlığın yayılmasıdır.

Haytam göre bu şiirin anlatısı "Ahlakın Gerçek Ölçütü" vurgusudur"

Toplumları yıkan şey, insanların neyi içip neyi içmediği değil; adaletin terazisinin ne kadar bozulduğudur. Bir ülkenin yöneticisi, halkı ahlak üzerinden terbiye etmeye çalışırken kendi cebini halkın alın teriyle dolduruyorsa, orada büyük bir ahlaki çürüme var demektir.

Hayyam’ın bu dörtlüğü, yüzyıllar öncesinden bugünün "takva" maskesi takmış yolsuzluk düzenine bir ayna tutmaktadır. Gerçek ahlak; şarap kadehinden uzak durmakta değil, halkın ekmeğine el uzatmamakta gizlidir. Eğer bir yönetici, kendi lüks yaşamını "itibar" adı altında meşrulaştırıp, yoksulluğu "şükür" ile pazarlıyorsa; yediği o haltlar gerçekten de her türlü kişisel günahın yanında bir "meze" hükmündedir.

Kısaca özetlersem; yüzünden sahtekarlık yayılanların, dindarlık kılıfıyla haksız kazançlarını gizleyenlerin saltanatı, hakikatin o keskin kılıcı karşısında elbet bir gün parçalanacaktır. Çünkü adalet, kınadığın günahların arkasına saklanamayacak kadar büyük bir ışıktır.